Aylık arşivler: Nisan 2013

Sinema Atölyesi Seminerleri 4 Yönetmenlik: Hikayenin Görüntülenmesi

Sinema atölyesi seminerlerinin dördüncüsü, okulumuz öğretim üyelerinden Dr. Ahmet Ilgaz ile devam ediyor. Seminer, 30.04.2013 salı günü saat 14.00’de Marmara Sinema Topluluğu Cep Sinemasında (C02) yapılacaktır. Katılımlar diğer etkinliklerde de olduğu gibi ücretsizdir.

Reklamlar

“Senaryo ile Bir Dünya Yaratmak” seminerinin ardından

Film gösterimleri veya sinema hakkındaki herhangi bir etkinliğe katılımın oldukça az olduğu okulumuzda, Prof. Dr. Serpil Kırel’in seminer verdiği, sinema atölyesinin üçüncüsüne olan 20 kişilik katılım hiç de fena değildi. Seminer öncesinde senaristleri arasında Serpil Kırel’in de bulunduğu, Semih Kaplanoğlu’nun yönetmenliğini yaptığı “Herkes Kendi Evinde” filmini izledik. Filmin DVD’si piyasada bulunmadığı için filmi izleyebilen şanslı azınlıktan olduk.

Seminerin ilk kısmında konumuz “Herkes Kendi Evinde” filmi oldu. Filme bağlı olarak herkes sorularını ve beğenilerini rahatça dile getirebildi. Öğrencilerin bu rahatlığının sebebi de Serpil Hoca oldu kesinlikle. Çünkü senaryosu kendisine ait olan bir film hakkında bile konuşurken son derece objektifti. Hatta, şu an olsa bu sahneyi böyle mi yazardım bilmiyorum, demesi de filmine bakışındaki tarafsızlığı gösterdi bize. Aynı zamanda film boyunca set fotoğrafçılığı yapmasının avantajıyla film çekim aşaması hakkındaki sorularımıza da cevap bulabildik. Filmin senaryosu hakkında konuşurken birçok kişi tarafından irdelenen konu da evrensellik oldu. Bir senaryoyu evrensel kılabilecek şeyler nedir konusu üzerinde uzun bir süre duruldu. Evrensellik konusunun çıkışı ve bu kadar konuşulmasının sebebi de (filmi izlemeyenler için spoiler olabilir) Olga ve Nasuhi’nin yemek yemek için gittikleri hamburgerci oldu. Özellikle hayat duruşu oldukça net olan Nasuhi gibi bir karakterin Olga’yı neden Türk usulü bir çay bahçesi ya da park değil de hamburgerciye götürdüğü hakkında konuşuldu. Öğrencilerin bir kısmına göre çok da önemli olmayan bir ayrıntı gibi gelirken bir kısmı içinse, farklı olsa daha iyi olur, dedirten bir sahneydi. Üzerinde en uzun durulan bir diğer sahne de final sahnesi oldu. Karakterleri direkt kötü ya da iyi olarak yargılayamadığımız için, sempati veya nefret duyma konusunda bizlerde soru işaretleri yarattı.

Seminerin ikinci kısmı olarak adlandırabileceğimiz kısımda ise genel olarak senaryo nasıl yazılır konusu üzerinde duruldu. Amatör senaryo yazanların ortak özelliklerinden birinin uzun diyaloglar kullanmaları olduğunu belirten Serpil Kırel, başlarda bunun normal olduğunu örneklerle açıkladı. Sergilenen yapıcı tutum ve öğrencilerin senaryo yazımına teşvik edilmesi sayesinde tüm katılımcılar için oldukça etkili bir seminer gerçekleşmiş oldu.

Sizin de bu seminerlere katılmanız temennilerimle….

“Senaryo ile Bir Dünya Yaratmak”

Sinema Atölyesi bugün, üçüncü semineri, “Senaryo ile Bir Dünya Yaratmak” ile okulumuzun öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serpil Kırel’in yönetiminde atölye takipçisi öğrencilerle buluştu. Seminerin öncesinde, senaryosu Serpil Kırel, Özden Çankaya, Selim Kaplanoğlu tarafından yazılan, yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun filmi “Herkes Kendi Evinde” gösterildi.

Marmara Sinema Topluluğu “Cep Sineması”nda (eski C02) yapılan gösterime ve beraberinde yapılan seminere katılım yüksekti. Serpil Kırel’in de senaristlerden biri olması avantajından yararlanan öğrenciler film hakkında merak ettikleri tüm soruları sormaya çekinmezken Serpil Hoca da soruları tüm objektifliğiyle yanıtladı. Film yorumlarından sonra senaryo yazımı hakkında önemli noktalar üzerinde duruldu. Serpil Kırel’in kitaplardaki öğretici metinlerin dışında özgün anlatımı sayesinde öğrencilerin katılımı daha da arttı.

Sinema atölyesi seminerleri her hafta, konusunda uzmanlaşmış kişileri ağırlamaya devam edecek.

Yeşim Ustaoğlu ile Söyleşi

Merhaba arkadaşlar!

Bugün yine sinema adına çok güzel şeyler yaptığıma inanıyorum. Ne mi yaptım? Hatırlarsanız size de daha önce haber vermiştim, Yeşim Ustaoğlu Klaket programında diye. Heh işte! Ben bugün o programdaydım. Yeşim Ustaoğlu’nu yakından görme fırsatı buldum. Söyleşi güzel geçti, yalnız bir iletişim fakültesinde bu gibi bir söyleşide bu kadar az izleyici olması benim için üzücüydü. Asıl konuya gelecek olursak söyleşinin konusu tabi ki Yeşim Ustaoğlu’nun hayatı ve sinemaya bakışıydı.

Arkadaşımız Berkay Karabulut sunumundaki programda ilk soru “Güneşe Yolculuk” içindi.  Bu filmi daha önce izlemiş birisi olarak şunu söylemeliyim ki filmin konusu bana çok yakındı. Filmde deneyimsiz oyuncuların gösterdikleri performans da gerçekten etkileyiciydi. Ustaoğlu’nun dediğine göre onu  bu filmi yapmaya iten şey GAP projesiyle su altında kalan köylerdi. Oyuncuların  oyunculuk deneyimlerinin olmaması provaların uzamasına neden olduğunu söyleyen Ustaoğlu filmin gösterime çıkarılma zamanının da sıkıntılı olduğunu söyledi. Bunun nedeni konu olarak Kürt Türk meselesini de içinde barındıran bir film olarak mesele hakkında sıcak bir gündeme denk gelmesiydi. Bu yüzden film birçok kişi tarafından politik bir film olarak görüldü. Ustaoğlu “Güneşe yolculuk”un sadece politik açıdan yorumlanmasının talihsizlik olduğunu belirtti.

Ustaoğlu ülkemizdeki azınlıklara karşı ötekileştirme ve onların sorunlarına karşı görmezden gelmenin çok olduğunu belirti.

Gelelim “Pandora’nın Kutusu’na”; yine  insanın iç dünyasını ve yabancılaşmayı anlatan bir film. Bir bakıma Ustaoğlu’nun “Bulutları Beklerken” filminin devamı gibi. Burada ana tema Türkiye’nin modernleşirken kimlik kaybına uğraması, unutkanlığı ve insanların  hiçbir şeyi hafızasına yerleştirmemesi. Ustaoğlu bu durumu Alzheimer hastalığıyla bağdaştırıyor.

“Araf” ise bozulan ahlak anlayışı ve bunun gençlere etkisini anlatan bir film.

Usta yönetmenin çocukların önüne konulan hedeflerin çok değersiz olması ve bunun yüzünden arafta kalma, ufuksuzluk, derinsizliklerin doğması, tabuların ise çocukların hayatlarını zindan etmesi konusundaki yakınışlarını anlatıyor bu film.

Berkay Karabulutun kadın “Araf”ta cinsel bir obje olarak görülüyor ve toplumumuzda da böyle görülmesinin nedeni nedir sorusuna Ustaoğlu kadın olmanın verdiği sıkıntıları çeken bi annenin bile oğlunu bilinçsiz yetiştirmesi bir diğer yakındığı konu.

Dünyanın birçok yerinde festivallerde jüri üyeliği yapan Ustaoğlu Türkiye’deki festivallerdeki adalet duygusunun biraz daha zayıf olduğunu söyledi ve yönetmenlerden oluşan bir jürinin daha iyi ve daha çabuk sonuç verdiğini söyledi.

Biz geleceğin sinemacılarına önerisi ise kitap okumamız, farkında olmamız ve kendimiz olmamızdı. Özgün bir anlatımı ve can alıcı senaryoları olan  bir yönetmenden de böyledir cevap beklenirdi. Tekrar sinema adına güzelliklerde buluşmak üzere hoşça kalın.

Yeşim Ustaoğlu Klaket Programında

Merhaba arkadaşlar…

Klaket programı bu hafta Çarşamba günü konuk olarak usta ve ödüllü yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nu ağırlayacak. Yeşim Ustaoğlu Haftası kapsamında 22 Nisan pazartesi saat 14.00 ve 18.00 arasında MST Cep Sineması’nda (C02’de) Ustaoğlu’nun yönettiği iki güzel filmi izleyeceğiz. Bu iki filmden ilki “Pandora’nın Kutusu”.

Yeşim Ustaoğlu’nun 2008 yılında çektiği bir dram olan “Pandora’nın Kutusu” filminde baş rolleri Tsilla Chelton, Derya Alabora ve Onur Ünsal paylaşıyor. İstanbul’un farklı semtlerinde yaşayan, her biri diğerinden farklı sorunun ve hayat standardının içinde sıkışıp kalmış, birbirinden habersiz, orta yaş ve sınıfa mensup üç kardeşin hikayesini anlatan bir film. Sisli, puslu bir atmosferde görüntülenen İstanbul’un birbirinden farklı köşelerini Karadeniz’in Küre Dağları’nı yan yana getiriyor.

“Pandora’nın Kutusu”, San Sebastian Film Festivali’nde de En İyi Film ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerine layık görüldü.

İkinci filmimiz ise 2012 yapımı “Araf”.

“Araf”ta baş rolleri Neslihan Atagül, Barış Hacıhan ve Özcan Deniz paylaşıyor. Araf’ta kalmış iki gencin hikayesini anlatan bu filmde; büyüme, hayatı anlama, öğrenme, realiteyi anlama üzerine birçok konu işlenmiş. Hikâyesi ise Zehra ve Olgun karakterlerin otoban üzerine kurulu dev bir benzin istasyonunda vardiya usulü çalışmaklarını ve Her şeyin gelip geçici olduğu bu yerde, hayatlarının da bir gün aniden değişeceğine dair beklentilerini anlatıyor.

Bu film de 19. Altın Koza Film Festivali’nde En iyi sanat yönetmeni ödülü ve en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülüne layık görüldü.

“Araf” – 22 Nisan 2013 Pazartesi Saat 16:00

Bağımsız sinema gittikçe önem kazanırken, bu alandaki en başarılı isimlerden biri olan senarist ve yönetmen Yeşim Ustaoğlu, son filmi Araf’ta, isminin de net bir şekilde anlattığı üzere arada kalmışlık ve ikiye bölünmüşlük kavramını tanıdık hayatlarla anlatıyor. Yanından geçtiğimiz insanlar, gazetede okuduğumuz haberler ya da kendi yaşadığımız hayatlar… Bir şekilde tanıdık, bizden birileri.

Sıradan hayatını sürdürürken, kendini,  yaşça büyük bir adam ve yaşıtı arasındaki aşka sıkışmış biri olarak bulan kadın karakter Zehra. Zehra’nın ilk ikilemi de tam olarak burada başlıyor. Artık karar vermesi gerekmektedir ve bu, kararını vermesi sonrasında gelişecek olayları şimdiden kabul etmesi demektir aynı zamanda. Zehra seçimini yapar ve sonrasında hayatını derinden etkileyen olaylar gelişir. Ama Yeşilçam filmlerindeki gibi sade ya da net değil bu aşk; çok daha farklı, daha derin… Bir şekilde anne çocuk ilişkisi, aile çatışmalarına dönüşen bir hikaye. Masumlar da var suçlular da, iyiler de var kötüler de. Hepsinden öte, arafta kalmış bir kadın var hikayenin tümünde.

İzel Özten

“Mar” Filmi Yönetmeni Caner Erzincan ile Söyleşi

Merhaba sinemaseverler ve sinema gündemini yakından takip edenler.

Bilmem haberiniz var mı? Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde sinemaya dair çok güzel bir söyleşi yapıldı. Kaçıranlar içinse azıcık ucundan bahsedeyim.

Türk bağımsız filmlerin güzel örneklerinden biri olan “Mar” filminin yönetmeniyle beraberdik ve Türkiye’de sinema ve “Mar” filmi  üzerine konuştuk. Caner Erzincan’a film çekiminde ne tür zorluklarla karşılaştınız diye sorduğumuzda finansal açıdan eksikliklerden çok yakındı ve bir daha ki filmine başlarken önce finansal tüm önlemelerini alacağına daha sonra filme başlayacağını ve böylelikle filmini çekerken bu kadar zaman kaybetmemiş olacağını söyledi. Yakındığı bir diğer konu ise tiyatro oyuncularıyla çalışmanın zorluğuydu. Fazla jest ve mimik kullanmalarında yakınan Erzincan “Aramızda kalsın ama bir daha tiyatro oyuncusuyla çalışmak istemem” dedi.

“Mar” filminde anlatmak istedikleri ise tam bizim anladığımız gibiymiş. Bu da çok iyi bir sinema anlatıcısı olduğunu gösteriyor. Bu filmde üç erkeğin yaşadığı hayatlar ve menfaat kesişmeleri, çakışmaları anlatılıyor. Bana soracak olacaksanız film görüntü olarak çok kaliteliydi ve enfes manzaralar, görüntüler vardı. Başrol oyuncuları da çok yetenekliydi. Sadece bazı yerlerde oyuncular arasında şive farkları kulağıma çarptı. Bu da Doğu Anadolu’ya dair filmler için genel bir sorun.

Söyleşinin en can alıcı cümlesi ise Erzincan’a neden filmin ismi Kürtçe ama kullanılan dil Türkçe ya da tam tersi değil diye gelen eleştirilere verdiği karşılık oldu. Erzincan “Ben bu filmde Kürt Türk meselesini değil insan meselesini anlatmak istedim” dedi. Kürt Türk meselesi hakkında kişisel fikri ise Kürt olmamasına rağmen Kürtlerin azınlık olarak haklarının zamanında yenildiğiydi.