Yazar arşivleri: Mesut Bostan

Sinemarmara’nın ilk sayısı çıktı

sinemarmara

Türkiye’deki İletişim fakülteleri arasında elektronik olarak yayımlanan ilk sinema dergisi olma özelliğini taşıyan “Sinemarmara”nın ilk sayısı çıktı.

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin araştırma ve uygulama birimi olarak faaliyetlerini sürdüren Marmara Medya Merkezi (MMM), elektronik bir sinema dergisi ile yayıncılık ağını genişletiyor.

Akademi ile kampus-dışı alanlardaki birikimleri bir araya getirmeyi hedefleyen ve öğrencilerin de aktif olarak yer alacağı e-dergi, MMM’nin sinema birimi olan Marmara Sinema Topluluğu’nun (MST) koordinesinde üç ayda bir okurlarının karşısına çıkmayı hedefliyor. Böylelikle hem akademik ve entelektüel uğraşlara hem sektörel üretimlere hem de bu alanlardan beslenen öğrencilere katkı sağlayacak bir bilgi paylaşım ve etkileşim platformu olabilecek.

Akademisyen ve öğrencilerin öncülüğünde kampus merkezli bir sinema dergisi olan ve sinema alanında farklı düzey ve mecralarda yer alan tüm aktörlerin birikimine de kapısını açık tutan ve onların da aktif katılımını önemseyen Sinemarmara, ilk sayısıyla okuyucusuyla buluşuyor.

Sinemarmara’nın İlk Sayısında Neler Var?

Sinema Üzerine Düşünmek:

Yusuf Kaplan: “Dilini Bulan Kendini Bulur.”

Derviş Zaim    : “Sanatın Zembereği Ahlaktır.”

Sinemarmara’nın en önemli bölümlerinden birisi olan, iki uzmanı bir araya getirip karşılıklı bir tartışma ortamıyla ortaya çıkan düşünceleri okuyucuyla buluşturan Açıkoturum’un ilk konukları Derviş Zaim ve Yusuf Kaplan. Sinema Üzerine Düşünmek başlığıyla Açıktorum’da Yusuf Kaplan’ın , “Dilini Bulan Kendini Bulur” ve Derviş Zaim’n de “Sanatın Zembereği Ahlaktır” sözü öne çıkmış.

Marmara İletişim Fakültesi Sinema Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serpil Kırel, Film Seyrederken Kendimizi “Görmek”başlıklı yazısıyla kişisel tecrübesi üzerinden Türkiye’de sinemanın tarihsel gelişimini kuramı da göz ardı etmeden ele alıyor.

Marmara İletişim Fakültesi Genele Gazetecilik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Emre Bağce, Kurosawa’nın Düşler’i Gerçek mi Oluyor? başlıklı yazısıyla kendi ifadesiyle “aramak ve bulmak, hatırlamak ve unutmamak üzerine kurulu bir film” olan Akira Kurosowa’nın Düşler filmini analiz ediyor.

Türkiye’de sinema eğitimi, akademinin durumu ve sinema sektörüne damgasını vuran yönetmenler üzerinden Sinema Öğreniminin Öne Çıkan Meseleleri başlıklı yazısıyla Hasan Ramazan Yılmaz, üniversitelerimizin Türkiye’deki sinema pratiğinde varlık gösterip göstermediğini sorguluyor.

Sinemarmara’nın ilk sayısında öne çıkan bir başka içerik ise Marmara İletişim Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Şevki Işıklı’nın Halis Ekmekçi ile felsefi zeminde Matrix filmi üzerine yaptığı söyleşi.

Film analizleri bölümünde Ali Özgentürk’ün At filmi üzerinden Türk modernleşmesini ele alan Turgay Yerlikaya, kamu diplomasisi ve uluslararası ilişkiler bağlamında, En İyi Yönetmen Ödülü Oscar’ını almayı başaran ilk kadın yönetmen Kathryn Bigelow’un  Zero Dark Thirty filmini ele alan Alparslan Akkuş ve tarihin sonu tezleri bağlamında Amerika’nın kurtarıcı rolünü işleyen bir dizi olarak Revulation’ı Ahmet Güven’in yazıları okunabilir.

Dünya Sineması bölümünde Yusuf  Ziya Gökçek, Afrika Sinemasına Kısa Bir Bakış yazısıyla kıta sinemasını ele alırken, Musab Yılmaz sessiz bir isyan olarak değerlendirdiği Filistinli yönetmen Elya Süleyman’ın filmografisini kaleme alıyor.

Sinemarmara’nın  dosya bölümünde ise bahar dönemi içinde Marmara Medya Merkezi’nde öğrencilerle buluşan Yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun filmleri analiz ediliyor. Mesut Bostan Bulutları Beklerken, Aylin Solakoğlu, Güneşe Yolculuk, Gurur Sönmez, Pandoranın Kutusu ve İzel Özten ise Araf filmlerinin analiziyle Yeşim Ustaoğlu’nun filmografisini değerlendiriyor.

Edebiyat ile sinema arasındaki en önemli ilişkilerden birisi olana uyarlama konusunda Fatih İnce, Frank Darabont’tan Stephen King Romanlarına Sinema Uyarlamalarını yazarken sinema kitaplığında ise Bahar Tügen, Sinemam ve Benkitabıyla Türk Sinemasının Sultanı Türkan Şoray’ın kitabını değerlendiriyor.

Sinemarmara’nın içeriğine ulaşılabilen web adresleri:

http://data.axmag.com/data/201307/20130713/U104623_F228228/FLASH/index.html

http://e-yayincilik.marmara.edu.tr
Sinemarmara’nın ilk sayısında, Açıkoturum’un konukları da Derviş Zaim ve Yusuf Kaplan oldu.

Sonbaharda Senaryo Atölyesi

Geçen hafta Medya Merkezi olarak Ay Yapım’la bir protokol imzaladık. Bu protokolle birlikte teknik ekipmanlarımıza yenileri katıldı. Ama bu işbirliğinin MST olarak bizim için asıl önemli olan yönü Ay Yapım ile önümüzdeki dönemde ortak çalışmalar için ön mutabakata varılması oldu.

Buna göre sonbaharda Ay Yapım’ın da katkısıyla bir senaryo atölyesi ve devamında kısa filmlerin çekiminin gerçekleştirilmesi planlanıyor. Katılımın kısıtlı olacağı bu atölyeye Sinema Atölyesi Seminerlerini takip eden arkadaşların öncelikli olarak katılmalarını sağlamayı düşünüyoruz.

Sektör-akademi buluşması anlamında önemli ve sürpriz projelerin gerçekleştirilmesi konusunda Ay Yapım ile çalışma yapma hazırlıklarına başladık.

Haberler böyle. Bizi izlemeye devam edin. 🙂

Faysal Soysal ile “Kısa Film Yapımı”

Marmara Sinema Topluluğu’nun düzenlediği Sinema Atölyesi Seminerleri kapsamında Faysal Soysal, sinema ve kısa film üzerine tecrübelerini anlattı.

Programda öncelikle Faysal Soysal’ın “Kayıp Zaman Düşleri” ve Shahram Mokri’nin “Unlimited Circle” adlı kısa filmleri gösterildi. Filmler hakkında genel bir tartışmadan sonra Faysal Soysal kısa film çekimi hakkında teknik bir yorum getirdi.

Eksik Anlatım Tekniği
Eksik anlatım yöntemine de değinen Soysal bu yöntemi şöyle örneklendirdi, “Mesela iki arkadaş oturmuş sohbet ediyorlardır. Masanın altında bomba vardır. Bomba patlar ve insanların aklında bir soru işareti kalır. Acaba bombayı hangisi koydu? Sonrada o bombanın oraya koyuluş süreci gösterilir.”

Soysal, sanat eseri ve izleyici ilişkisine ise, “Derdimiz bir sanat eseri ortaya koymaksa karşıdaki izleyiciyi de düşünmek zorundayız.” diyerek konuya açıklık getirdi.

Hikaye olarak İran Sineması 
İran Sinemasını hikaye bağlamında kendisine yakın bulduğunu söyleyen Soysal, teknik olarak ise Rus sinemasını beğendiğini belirtti.

Sinemaya nasıl başladığı sorusuna da değinen Soysal, “Sinemayla ilişkim şiirle başladı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne girdim. Ancak ayrılmak zorunda kaldım. Oradan Eczacılık Fakültesi’ne geçtim. Burada okumak sinemaya daha fazla zaman ayırmamı sağladı.” dedi.

Ömer Can Talu

“Senaryo ile Bir Dünya Yaratmak”

Sinema Atölyesi bugün, üçüncü semineri, “Senaryo ile Bir Dünya Yaratmak” ile okulumuzun öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serpil Kırel’in yönetiminde atölye takipçisi öğrencilerle buluştu. Seminerin öncesinde, senaryosu Serpil Kırel, Özden Çankaya, Selim Kaplanoğlu tarafından yazılan, yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun filmi “Herkes Kendi Evinde” gösterildi.

Marmara Sinema Topluluğu “Cep Sineması”nda (eski C02) yapılan gösterime ve beraberinde yapılan seminere katılım yüksekti. Serpil Kırel’in de senaristlerden biri olması avantajından yararlanan öğrenciler film hakkında merak ettikleri tüm soruları sormaya çekinmezken Serpil Hoca da soruları tüm objektifliğiyle yanıtladı. Film yorumlarından sonra senaryo yazımı hakkında önemli noktalar üzerinde duruldu. Serpil Kırel’in kitaplardaki öğretici metinlerin dışında özgün anlatımı sayesinde öğrencilerin katılımı daha da arttı.

Sinema atölyesi seminerleri her hafta, konusunda uzmanlaşmış kişileri ağırlamaya devam edecek.

“Araf” – 22 Nisan 2013 Pazartesi Saat 16:00

Bağımsız sinema gittikçe önem kazanırken, bu alandaki en başarılı isimlerden biri olan senarist ve yönetmen Yeşim Ustaoğlu, son filmi Araf’ta, isminin de net bir şekilde anlattığı üzere arada kalmışlık ve ikiye bölünmüşlük kavramını tanıdık hayatlarla anlatıyor. Yanından geçtiğimiz insanlar, gazetede okuduğumuz haberler ya da kendi yaşadığımız hayatlar… Bir şekilde tanıdık, bizden birileri.

Sıradan hayatını sürdürürken, kendini,  yaşça büyük bir adam ve yaşıtı arasındaki aşka sıkışmış biri olarak bulan kadın karakter Zehra. Zehra’nın ilk ikilemi de tam olarak burada başlıyor. Artık karar vermesi gerekmektedir ve bu, kararını vermesi sonrasında gelişecek olayları şimdiden kabul etmesi demektir aynı zamanda. Zehra seçimini yapar ve sonrasında hayatını derinden etkileyen olaylar gelişir. Ama Yeşilçam filmlerindeki gibi sade ya da net değil bu aşk; çok daha farklı, daha derin… Bir şekilde anne çocuk ilişkisi, aile çatışmalarına dönüşen bir hikaye. Masumlar da var suçlular da, iyiler de var kötüler de. Hepsinden öte, arafta kalmış bir kadın var hikayenin tümünde.

İzel Özten

“Bulutları Beklerken” – 19 Nisan 2013 Perşembe Saat 12:00

“Bulutları Beklerken”; Karadeniz’in sislerle örülü yaylarında 50 yıl boyunca sırtına yüklenen sırlarla yaşamak zorunda kalmış bir kadının hikayesidir.

1916 yılında Karadeniz bölgesinden göç etmek zorunda kalan Rum ailelerden birisinin kızıdır Ayşe ya da asıl adıyla Eleni… Ayşe/Eleni sürgün yollarında ailesinin büyük bir kısmını karlara bırakıp Mersin’e ulaştığında, küçük kardeşi Niko ile çok çaresiz kaldıkları bir anda Türk bir aile tarafından evlatlık edinilir. Küçük Eleni’nin acımasız deneyiminin travması, yeniyetme Selma’yla kurduğu sevgi dolu bağ sayesinde hafifler. Niko’nun gidişine göz yumup, yıllar sonra bütün hayatını bir gölge gibi adadığı sevgili Selma’sı da vefat edince, Ayşe’nin derinlerde sakladığı suçluluk duygusu, iç hesaplaşması, dağlardan gelen bulutların, sislerin getirdiği seslerle, geride bıraktığı kayıplarının görüntüleriyle harekete geçer. 50 yıldır sorduğu sorunun cevabını artık bulmak zorundadır. Acaba koruyamadığı, gitmesine göz yumduğu, 6 yaşından sonra bir daha görmediği Niko yaşıyor mudur? Nerededir? Onu affedecek midir?

(ustaoglufilm.com)

“Güneşe Yolculuk” – 18 Nisan 2013 Perşembe Saat 14:00

Yeşim Ustaoğlu ilk uzun metrajlı filmi olan İz (1994) ile gerek Türkiye’de gerekse yurtdışındaki festivallerde önemli bir başarı yakalamış ve dikkatleri üzerine çekmişti. İkinci filmi ise ilk filmini aratmayacak derecede başarılı olan Güneşe Yolculuk oldu. Berlin Film Festivali’nden En İyi Avrupa Filmi başta olmak üzere üç ödül alan yapım, 18. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin de öne çıkan yapımlarından biri olmuştu.

Film, Türkiye’nin her daim bir açmazda olan siyasi sorunlarına odaklanırken bunu bireyin üstünden dile getirerek tuttuğu politik ayna ile masum bireylerin bir kaosa dönüşen hayatlarını sembolik anlatımlarla taçlandırıyor. Ülkenin batısı ile doğusu arasına çekilmiş ince bir ipte, dikkatli bir şekilde adımlarını atıp ilerlemeye çalışan Mehmet ve Berzan’ın çıkarsız dostluklarının hikâyesi toplumsal önyargılar ve ötekileştirme ile kendi özüne çekilerek bir yol hikâyesine dönüşüyor. Mehmet’in Türk kimliği ile Berzan’ın Kürt kimliğinin ikisinden başka herkese dert olduğu, trajikomik anlara sebebiyet veren dramatik bir yapım, Güneşe Yolculuk. Mehmet’in ait olduğu toprakları arama yolculuğu ile Berzan’ın memleket hasreti bir araya geliyor ve kendi vatanlarında iki ‘’öteki’’ olma hissiyatı filmin atmosferini derinden etkiliyor. Politik bir konunun beyazperdeye aktarımı sade ve etkileyici bir biçimde gerçekleşirken, film yan hikâyeler ve mizansende sürekli bir devinim halinde olan görüntüler ile söylediğinden fazlasını anlatıyor.

Aylin Solakoğlu