Kaybolmuşluğun Hikayesi

Image

Belvedere 2010 yapımı bir Bosna Hersek filmi. Kahramanımız savaşta herkes gibi eşini, oğlunu, akrabalarını, arkadaşlarını kaybetmiş bir kadın; Ruveyda. Ruveyda bir mülteci kampında yaşıyor, kendi ülkesinde bir mülteci yani, ama bu hikayede tek başına değil, abisi, ablası ve yiğenleri de var. Onların da Ruveyda gibi bin bir derdi var. Savaşı görenler kaybettiklerini unutamamış, sonsuz sıkıntılarda, savaş sonrasında doğanlarsa bu ortamda ne çocukluğunu yaşayabiliyor, ne de insan gibi muamele görebiliyor. 

Ruveyda savaşta babasını, kocasını ve oğlunu kaybetmiş ama mezarları daha bulunamamış, yine de öldüklerine emin, aslında böyle filmlerde kahraman ölüsü gelmeden inanmaz öldüğüne beklediği kişinin, ama Ruveyda her şeyin farkında, hatta babasını, kocasını ve oğlunu öldürenin eski Sırp komşuları olduğunu söylüyor ve sürekli evinin önüne gidip onu izliyor. O da polis çağırıyor, olmadı mahkemeye veriyor ama çare yok, Ruveyda sürekli eski komşusunun evinin önüne gidip onu izliyor, belli ki cevabını bulamadığı sorular var aklında, sessiz bir şekilde neden katlettiğini soruyor ona ailesini anlaşılan.

Filmde ikinci önemli karakterse Adnan, Ruveyda’nın yiğeni, ama ona Ado diyorlar. Ado savaşı yaşamamış anlaşılan, kini düşmanlığı yok kimseye, sadece çok sıkılmış ve hayatında bir yenilik istiyor. Sırbistan’da yayınlanan Biri Bizi Gözetliyor programına başvuruyor, kabul de ediliyor. O da güle oynaya gidiyor bu kasvetli insanların yanından. Kimsenin bilmediği bir mülteci kampından birkaç ülkede yayınlanan bir yarışma programının içinde buluyor kendisini birden. Yeni evinde birlikte ‘big brother’ tarafından izlendiği kişiler hiç de kendisi gibi değil, belki de dünyanın en gereksiz, saçma insanları, ama o yalancı kutunun içine girdiğinde Ado da onlardan birisi oluyor ve onlarla aynı küçük dertleri, sıkıntıları, mutlulukları paylaşıyor.

Filmde Ruveyda dışarıya söyleyemediklerini içinden söylüyor,kendisiyle konuşuyor, ama bu söyledikleri 1997 yapımı yine Bosna savaşı hakkında olan bir Bosna filminden alınmış, Savrseni Krug’dan. O filmde kahramanımız savaşın içerisinde, çaresizlikler içerisinde yaşam mücadelesi veriyorken, Bervedele’de de Rüveyda savaştan 15 yıl sonra aynı hisleri yaşıyor anlaşılan, aynı kelimelerle, savaşı hiç bitmemiş yani.

Filmin kendisiyle çatıştığı noktalar da yok değil, mesela Ruveyda abisi intihar etmekten bahsedince onun evindeki silahı ve elbombasını alıyor ve silahı bir gece vakti ezanlar okunurken nehire fırlatıyor, burada silahı ezan okunurken attığına göre, mezar başlarında da dua eden birisi aynı zamanda, Ruveyda’nın intiharı düşünecek bir yapıda olmayacağı akla geliyor ilk, ama öyle olmuyor, filmin sonunda Rüveyda el bombasını da alıp ailesini katleden Sırp’ın evine gidiyor ve adamla birlikte kendisini de havaya uçuruyor. Ruveyda neler yaşamış olursa olsun bu iki sahne birbirinden son derece zıtlar.

Filmin bir özelliği de hiçbir umut ışığı taşımaması, başından sonuna kadar tek düze ve iç karartıcı bir şekilde giden film sonunda bombayı patlatıyor bize hiç umut vermeden. Savaşı görmüş ve bir çok yakınını kaybetmiş insanları anlatan bir filmin böyle hiç umut taşımaması anlaşılabilir bir şey belki ama savaştan sonra insanlar mutlu bile olamayacaklar diye bir kaide yok ki. Aida Begic’in ‘Kar’ filmini izlemesek durum cidden çok vahim diyeceğiz.

 

M. Musab Yılmaz

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s